Neslihan Çelik Alkoçlar (
n.alkoclar@gercekmedya.com.tr )
Havada bulut, gaz işini unut
Eklenme Tarihi : 31 Ocak 2012Kara kış ülkeyi esir almış durumda. Sibirya soğukları, küresel bir şekilde ısınıyor olmamızı nihayetlendirdi. Yazın sıcaktan pişen, kışın donan insanlar olduk. Yönetici bu arada uyuyor mu bilemiyorum?
Dışarıdan aldığımız doğalgaz Laz fıkrası durumunda. Bir veriyor, bir kesiyor, bir azaltıyor bir çoğaltıyor. Komşu sabah kalkış psikolojisine göre, bize deyim yerindeyse gaz veriyor!!! Tabi biz bu konuda, söylenenlerin, açıklananların yalancısıyız ama gözüm bu karda kışta soğukta kalmayı hiç yemiyor, bu açık.
Sırtımızı başkalarına dayamayı bıraktığımız gün, inşallah bu sorunlar bitecek. Her şeyi kendi sınırlarımızda çözebildiğimiz günler geldiğinde, belki de biz başkalarına fıkra anlatacağız.
Ancak şimdi yediğimiz ekmeğin buğdayını bile ithal edince, tamamen tüketen bir toplum olunca, her şeyi başkalarından bekler olduk.
Suyu, ekmeği, tatlıyı, tuzluyu, otomobili, bisikleti, bilgisayarı, telefonu. Aklınıza ne gelirse, alıyoruz. Her şeyi dışarıdan satın alıyoruz da, bir hak ettiğimiz hizmeti alamıyoruz. Hepsini üretmeye dair fikirlerimiz de ama sonuç daha yok. Uluslar arası anlaşmalarda sorun ola ki, bizim başkalarına yaptıklarımızı, bize yapmıyorlar. Biz bir malı önce satalım diye, sattıktan sonra aman devamı gelsin diye, vermedik taviz bırakmıyoruz ama biz satın alınca kazın ayağı hiç öyle değil. Komşular sanki resmi anlaşma yapmamışlar, sanki tüm bunlar sadece bizim kamuoyunda değil, tüm dünyada yankı bulmamış, haber yapılmamış, açıklanmamış gibi sabah kalkınca fikirlerini değiştiriveriyorlar. Sanki ilkokul çocuklarının arasındaki küslük yarışı. Kim kimin silgisini aldıysa vermiyor da vermiyor, araya giren öğretmen bile çözemiyor sorunu. Hepsini kenara koyun da, bu gaz durumu gerçekten rahatsız ediyor beni. Kimseye güven olmuyor bu dünyada.
Biz ki, dünyanın toprağına, en güzel iklimine, türlü türlü bitkisine, envai çeşit meyve sebzesine, dağı, taşı, denizi, gölü, yazı kışı, her türlü tarihine, dünyaya yetecek madenine, aslında her şeye sahibiz ama bir yandan da değiliz. Taşı toprağı satmaktan, bizim olanı başkasına vermekten, sonra bizde olanı bile satın almaktan keyif alıyoruz. Neyimiz var neyimiz yok satıyoruz. Her şeyi dünyadan almaya mecbur hale kendimiz getiriyoruz.
Küçük ayak oyunlarıyla, karlı ticaretler yaptığımızı sanıp, her şeyimizi tehlikeye atma, geleceğimizi karartma pahasına satıyoruz. Sonra satın aldıklarımız bize Laz fıkrası (şimdi de Karadenizliler alınacak) tadında davranınca alınıyoruz.
Ama gündeme en yakın olan şu anda doğalgaz ya. Yapılan açıklamalar, yapılan takviyeler beni tatmin etmiyor ya, üşüyorum gittikçe. Bir soğukla beraber faturalar arttıkça… Sonra havada bulut, sen bu ülkede bir sürü şeyi unut diye dalga geçiyorum kendimle. Turizmi yabancıya, güvenliği, paramızı, tarihimiz coğrafyamızı, en büyük işletmelerimizi devretmiş, satmış ya da kiralamışız. Kimsenin gözüne bakmamış, kim fazla para verirse onun elinde kalır hesabı yapmışız. Manevi değerine paha biçilemeyenleri maddi değeri dönemin üç kuruşuna karlı sattığımızı sanmışız. Ne çare.
Şimdi karda kışta soğukta, yarın bollukta aç kalırsak, teknolojide fakir, yaratıcılıkta geri kalmış olursak hiç şaşırmayın. Herkes bizde ne olduğunu biliyor da, biz kime neyi, ne kadara sattığımızı hesabını yapamıyoruz bir türlü. İşimiz çok zor. Aç tavuk kendini darı ambarında zannedermiş, Bizim ki de o misal. Öyle açız ki her şeye, satıp satıp aldıklarımız kendimizin sanıyoruz. Bilmiyor muyuz onlar bizim verdiklerimizin yanında bir hiç. Yarın satacak bir şeyimizi kalmayınca, yüzümüze kimse bakmayacak… Bakalım o zaman nasıl karnımızı doyuracağız?