Neslihan Çelik Alkoçlar (
n.alkoclar@gercekmedya.com.tr )
Gri bir güne merhaba
Eklenme Tarihi : 11 Şubat 2012Uzun zaman olmuştu bu kadar gri bir güne uyanmayalı. Sadece gökyüzüne baktığımda gördüğüm mü yoksa içimden çıkan, gözüme takılan mı gri bilemedim? Bilemediğim aslında grinin benden mi yoksa etraftan mı geldiği? Ya da grinin, siyahın ve beyazın bu kadar net ayrışması neyin sebebi, sonucu?
Oysa güneşin en minik parçasının bile göründüğü günleri seviyorum ben… Beyaz olan hatta açık, tatlı bir sarı. Belki uçuk bir mavi, hatta yeşilin en çok suyla karışanı… Hatta diyebilirim ki pembenin bile şeker olanı…
Gündüzü yaşanan günleri seviyorum erkenden kararmayan… Gecesinde bile sabahki huzuru olan, karanlıkta bile aydınlık hissiyle dolan…
Neden bunca gri kafam? Aklım neden karanlığın yarattığı derin hüzünde? Nedendir bu hüznün beni içine çektiği çember? Nerededir çemberin açıldığı, büyüdüğü çerçeve?
Ruhumun daralmaktan başka yapacağı şey yok mu? Açtığım pencereden soluduğum hava yetmez mi merhaba demeye? Nedendir içime çektiğimle… Soluğumu bir türlü aynı tutmayan katran karası nesne?
Aylardan Şubat günlerden ise önemli bile değil bilmem ne? Neresinden baksam fark edecek, önemi yok yinede? Varsa yoksa tükenen enerjinin sembolleriyle… İçimizden akan, giden, biten, bizi bitiren benliğimiz her yerde…
Bakınıyorum gözlerimi dört açarak… Her sesi, sözü dinleyip, her adımda soluklanarak…
Nereye çevirsem gördüğüme başımı… Ne yaparsam yapayım uzaklaşamadığım gölgeler mi?
Gri etraf… Hava, su toprak… Gri yaşam, gri ölüm… İnsanların yüzüne bakınca gördüğüm… Griden de beter bir bakış…
Ülkemin yürüdüğü yolların rengi mi beni bu kadar karartan? Nedeni belli olmadan birbirine parlayan, her cümleden ayrı bir hikâye yaratan, yarattıklarını bir türlü yaşamayıp, kendini sarıp sarmalayan yalanlarla boy atan… Garip bir sürecin ağına düşüp mü verdiğimiz anlamsız mı tepkiler mi, birbirinden sonuçsuz cümlelere varan? Yoksa insanımın umursamadığı kendinden başkaları, ilgilenmediği yarınları, hayalini bile kurmadıkları mı bir türlü atılamayan adımların tarifiyle sorulan? Benim üzerine cümle kurduğum, kurdukça içimde büyüttüğüm, büyüttükçe ilmek ilmek ördüğüm, ördükçe arapsaçına döndürüp, dövüldüğüm.
Kararttıysam içinizi, karardığım içindir. Baktıysam negatif, zorunlu olduğumdan… Dünü ve yarını düşünüp… Geçmişle geleceği unutup… Bugünün zaten anlamını bile bilmeyip… Grilere sarım sarım sarılan… Ben, sen, biziz aslında… Toplumun yüreğinden akan, damlayan… Sadece ve sadece senden benden değil ki çıkan kan… Yüreğimiz boşuna sızlamıyor yatarken... Kalbimiz kendinden geçmiyor yaşarken…
Velhasıl griyim bugün, hatta kara… Biliyorum tek sebebi ben değil güneş, yanık ara ara… İstemesem de diyorum işte, mecburen gri bir güne merhaba… Yaşasam, kapatıp gözleri mi geçer mi hemen bir saniye farkla?
Ya demesem merhaba, vermesem selam bugüne, gri sabaha… Görmezden gelsem, geçsem yanından da ellemesem… Eksik kalsa bir merhabadan, geçip gider mi kenardan? Yoksa tam tersi tüm haşmetiyle yayar mı griyi bulduğu her çukurdan?
Griyim bugün fazla söylenecek bir şey yok… Griye bulandık, toz duman gibi, çıkacak halim yok… Nereye baksam göz gözü görmüyor, grinin tonundan… İnsanlar farkında bile değil, bulanıklaşmış durumdan…
Ne var ki bekliyorum hasretle güneşi, baharı, yazı… Bembeyaz sabahların, o uyandıran hazzını… Yaşamın verdiği tanımla yarını beklerken… Heyecanlanan anlara an be an yaklaşmayı…
Gri gün, yaşan ve git artık hayatımızdan… Dönme bir daha, koş arka bile bakmadan… Nereye gidersen git umurumuzda bile değil… Yeter ki, yeter ki düş yakamızdan…