Neslihan Çelik Alkoçlar (
n.alkoclar@gercekmedya.com.tr )
Erken göçtün Atam
Eklenme Tarihi : 10 Kasım 2011Atatürk’ün ölüm yıldönümünün 73. yılında, bugün, bir bayramı daha geride bıraktık. İnsan elinde olmadan 1938’lerde bu işler nasıldı ya da Atatürk biraz daha yaşamış olsaydı insanımın cehalet ya da ahlak seviyesinde nasıl bir değişim olacaktı diye düşünmeden edemiyor.
Çünkü her bayram ezber bozan değil artık ezberlenen trafik kazası ve ortalığın kan gölüne döndüğü kurban kesim görüntüleri de tepkiyle karşılanmıyor artık.
Neye tepki gösterdiğini bir türlü anlayamadığım halkım, ne kadar çok aynı telden çalmayı ve saçmalamayı seviyor.
Bazen düşünüyorum da, hükümet, yönetenler ne kadar önlem alırsa alsın, isterse uzaya çıksın, benim vatandaşım bildiğini yapmaktan asla geri durmuyor, durmayacak.
Öyle inatçı bir bakış açımız ve doğruluk anlayışımız var ki, değiştirebilene aşk olsun.
Haksız mıyım?
Trafik kurallarının ısrarla ihlalini artık yetkililer söylemek bile istemiyor.Bile bile lades tutuşan şoförlerin katliam için bu kadar hevesli olmalarını anlamak mümkün değil.
İşin ardındaki cehaleti de, canın değersizliğini de öyle.
Ve gözümüzün önünden hiç gitmeyen ve hiç bitmeyecek gibi gelen kurban görüntüleri.
Mustafa Kemal Atatürk’ün cesur kişiliği ve vefalı, modern, ileriyi gören karakterinin ardında yatan, şimdilerde nedense hep geri planda tutulan inançlarına bağlılığı, onu sadece vatandaşın gözünde sıradan bir lider konumunda değil, güçlü ve inanılan liderler arasına da sokmuştu.
Hani 50 -100 yıl öncesinin birbirine daha saygı ve sevgi duyan insanlarının da bizlerle aynı kökenden olduğunu düşünürsek, bize yüz yıl önce bu bilgiyi, birikim ve terbiyeyi verenlerin şimdiki halimizden ne kadar utanacaklarını tahmin ediyorum.
Ata’nın ülkenin geleceğine ilişkin cüretkâr ve kendine güvenli adımları, onunla birlikte ülkeyi de üst sıralara konumlandırmış ve henüz genç bir Cumhuriyet olan Türkiye için büyümenin de temellerini atmıştı.
Ancak her gün içinde bulunduğumuz insanın geriye giden dönüşümü, teknolojinin insan ahlakına fayda etmeyen etkisizliğiyle örtüşünce, beklentilerimiz de sıfırın altına inmiyor mu?
Bir bayramı daha geçirdik.
Yüce Önder’in ölüm yıldönümüne uyanan bir günün sabahında…
Avrupa, Amerika ve dünyanın içinde bulunduğu değişim sürecini, ne çok isterdim bir de Atatürk’ün yorumlamasını…
Keşke bir de onun ağzından dinleyebilseydik, Ab konusunu, PKK’yı, küresel krizi ya da etnik çatışmaların Arap baharının niteliğini…
Zira dünya kendine liderlik edecek birini arıyor ki, şu anda buna dair verilebilecek çok örnek henüz yok.
İstifa eden Papandreu ve gitmek üzere olan Berlusconi’den sonra Avrupa’nın alacağı düşünülen hal, üç aşağı beş yukarı ortada.
Lakin sonrasında, olması muhtemel sürprizler için b, c ya da d planlarımız var mı, merak ediyorum doğrusu.
Ya da stratejimiz 2023’ten ne kadar sonrasını da kapsıyor?
Diyorum, ahlaken bir adım bile ileriye gidemediğimiz bir bayramın ertesinde, Avrupa’da olması beklenen krizin eşiğindeyiz.
Ve yine söylüyorum.
Keşke kalkıp mezarından gelse Atam…
Gelse de çözüverse şu düğümlenen ipi…
Sadece bize doğru adımları attırmak için değil.
Dünyanın hayranlığını yeniden kazanmak, ayağına getirmek için kendini lider sanan herkesi…
Erken göçtün Atam…
Ardından senin fıtratında kimse de bırakmadın ki, devam etsin cesaretin, görüşlerin, yenilikçiliğin.
Bak biz iki ileri bir geri gidiyoruz hala,
Koştuğumuzu sanarak…